Bugün De Organik Olamadım Anne

Anne-Çocuk

Sene olmuş 2016, hâlâ öğrenecek ne çok şey var.

İnsan hayret ediyor.


Size ilk analık tecrübemin nasıl bir döneme denk geldiğinden biraz bahsetmek isterim.

2009 yılında, henüz mükemmel internet anneliği icat edilmemişken kucağıma bir yavru tanesi düşüverdi. O dönem dünyaya gelen her canlının adı ”bir yere düşen herhangi bir şey tanesi” manasına geliyorsa da, biz kendimizinkine Yiğit demeyi tercih ettik. Güzel bir sıfatı isim haline getirmekse, ancak bir Aynştayn olmakla açıklanabilirdi.

Esasen ben Yiğit demeden önce -başta Güven olmak üzere- epeyce bir seçenek sundum; fakat muhtelif tiksindirme girişimleri ve bir takım tripvâri tavırlar nedeniyle vazgeçmek zorunda kaldım. Bence bu durumda eşinizle ortak paydada buluşma mecburiyeti, ne bileyim sanki saçma bir şey gibi. Yani ben doğuruyorum, banane benim dediğim olacak deme hakkım olmalıydı.

Neyse, Yiğit bence çok güzel oldu.

Hatta kuzenim ”yaa ben kendi çocuğuma Yiğit koycaktııım” dedikten sonra iyice bir sevdim. Çünkü kendisinin evlenmesine yaklaşık yetmiş beş yıl olsa da, ismin aile içi telif hakkını almak inanılmaz zevkliydi. Bu fesatlığım sebebiyle kendimden bir dereceye kadar soğudum.

***

Gelgelelim, çevremde benimle eş zamanlı olarak kucağına yavru düşen biri daha yoktu ne yazık ki. Yaşı küçük, haliyle tecrübesizken bir de çevre haklın çocuklarını çoktan büyütmüş olması, bence biraz ayıptı. Yani en azından biri bana eşlik edebilirdi.

Bu konu üzerinde çok duramadım.

Çünkü Yiğit, doğduktan yaklaşık birkaç milisaniye sonra ağlamaya başlamış ve bunu, alkışa şayan bir tutarlılıkla tam 10 ay gece gündüz sürdürmüştü. Çünkü inatçı bir kolikle, tam anlamıyla savaşıyordu.

Savaşıyorduk.

Konuyu bu tarafa çekeyim; belki bu da bir etken olmuştur bilmiyorum ama ben hiçbir zaman organik anne olmadım. Olamam da galiba, bakarken bile sıkıntı geliyor çünkü.

Bebeğimi belirli bir süre şeker ve tuzdan uzak tutmak, bir de 6 aydan önce annelerim başta olmak üzere çevremdeki insanlara ”ağzına herhangi bir besin maddesi sürene hakkım haramdır” demek dışında, beslenme konusunda olağanüstü bir titizlik göstermedim.

Telaşla şuradan şunu, buradan bunu getirtmedim. Bir şeyleri birbirine karıştırarak ölümsüzlük iksirleri hazırlayıp yedirmedim. Marifetmiş gibi anlatmıyorum, böyle bir gereksinim içine girmedim yani. Bu belki bir şans belki de şanssızlık, bilemiyorum.

Hülasa; bebek besleme konusunda ,evde ne pişiyorsa tuz eklemeden önce bir miktar ayırmaktan öte bir girişimim olmadı.

Çok sonra bunun yeni bir trend haline geldiğini hayretle okuduğumda, kendimle aşşırı övündüm. İnsanlara, basiretimi takdir etmeleri hususunda baskı boyutuna varan göndermeler yaptım.

Aldırış etmediler.

***

2015 yılında kucağıma bir yavru daha düştü.

Anneliğimle ilgili birçok şeyin zaman içindeki değişimini seyrederken, bu durumu yaş ve tecrübe gibi sebeplere dayandırmıştım. Fakat bazıları değişse de, diğerleri olduğu gibi duruyordu.

Bunu, ikinci serüvende daha iyi anladım.

***

Aradan geçen 6 senede yerküremizi sarsacak bir buluş nihayet yapılmıştı ;

”MÜKEMMEL İNSTAGRAM ANNELİĞİ”



Bu yazıda kimseye kasıtlı bir ima yapılmamaktadır. Aman!

Kişileri değil davranış biçimlerini konu almak istiyorum.



İkinci çocuğumda birinciden ayrıştığım en büyük nokta, sakinliğim ve duygularımı yönetebilme gücümdü.

Sevgi, şaşkınlık, hayranlık gibi ana konular aynıydı fakat telaş ve endişe, yerini hayret verici bir sakinliğe bırakmıştı. Bu kez abartısız, avaz avaz ağlayan bir bebeğin küçük diline hayran oluveriyordum Mecnun bir tavırla.

Yani diğer tüm değişkenler sabitken, ele alınan ananın fonksiyonu ‘buldumcuk” olmaktı.

Bunu da en başında herkese itiraf ettim ki, çevremdeki kınama potansiyeli kontrol altında tutulabilsin.

Beslenme konusunda yine ilk 6 ay, olması gereken bir titizlenme dönemi yaşadık.

Anne sütü alıyordu ve bence suya ihtiyacı yoktu. Fakat 4. ayında hava sıcaklığı 150 dereceye ulaştığı için, bazı arkadaşlarım suya ihtiyaç duyabileceğini ve artık başlamam gerektiğini söyledi.

İlkini heyecandan, kimyasını bozacak bir takım işlemlerden geçirsem de, sonuç olarak artık anne sütünden başka bir şeyle tanışmıştı.

Canımın içi haşikio (bilim insanıyım canım öpmiyim)

***

Bu esnada benden bağımsız bir şeyler de çoktan değişmişti.

İnstagram'da anneler şuralardan buralardan panikle bir şeyler getirtiyor, daha önce görmediğim değişik değişik bir sürü şey yapıyorlardı. Ben bebek için hazır suyu kaynatıyor oluşumla övünürken, milletler suyu bile pahalı bir dağın pahalı kayalarının arasından getirtiyordu.

330 ml su yaklaşık olarak 4 liraya tekâbül ediyordu.

Ben o suyu alsam, kullanım şekli olarak muhtemelen D vitaminindeki tutumumu benimser ve günde 3 damla olmak üzere damlalıkla verirdim.

Allah’ın suyundan bahsediyorum arkadaşlar. Ya yapmayın, hayır. Bebeğin ağzını musluğa dayayın demiyorum; ama bu kadar da değil.

Çok aşşırı paran vardır anlarım. DİKKATİNİZİ ÇEKERİM TAHMİN EDERİM DEMİYORUM, ANLARIM.

Ama yine de gerekli ve hatta mantıklı gelmiyor bana.

3 aylık bebeğe 120 liraya deri makosenler almak mantıklı gelmiyor.

Deri olmayanını Aliexpress’ten 3 euro’ya aldığım için bu konuda objektif olmama ihtimalim var, kabul ediyorum. Tamam büyüsün en iyisini alayım; ama toplamda en fazla 3 ay giyebileceği bir şeye o parayı vermenin anlamını çözemiyorum.

20160709_112948-1-min

 

Biberon ve emziği taşla tuşla kaplatmak mantıklı gelmiyor.

O taşlar oraya metafizik bir güçle yapışmadığına göre, kolaylıkla sökülüp bebeği boğma ihtimali bile var. Ve cicişliğin bu boyutunu çözemiyorum.

PhotoGrid_1468053693570-min

Yenidoğan bebeğin yatağını onlarca peluş oyuncakla doldurmak mantıklı gelmiyor.

Bence bebekler sakinliği seviyor. Üstelik onların hepsi hem toz topluyor, hem ilerleyen zamanda dikkat dağıtıyor.

Bir demet çiçeği saç bandına dikmek suretiyle bebeğin kafasına kondurmak mantıklı gelmiyor.

PhotoGrid_1468053597906-min

Kız bebekleri frapan bir kadın gibi, erkek bebekleri Davit Beckham gibi giydirmek mantıklı gelmiyor.

PhotoGrid_1468053532853-min

E o kız o payetli elbiseye kusacak ya be. O oğlan slim fit denim pantolonla nasıl emeklesin keyif içinde?

Pamuklu giysiler daha rahat ve “organik” değil mi?

Bu kısım tercih ama, benim gözlerim bebekleri tulumla görmek istiyor. Zaten 24-36 aydan sonra ulaşılabilirliği önemli derecede azalan bir giysiye, iyice doymak istiyorum belki de. Belki de başka şeyler.

Bebek bebek gibi, çocuk çocuk gibi olmalı diye düşünüyorum. Çünkü büyüme yaşı günden güne geri çekiliyor zaten.


Demem o ki, bir şeyleri abartma durumu iyi değil.

Kızlar evet, dünyadaki herkes doğursa da insan kendi doğurunca, bu umurunda bile olmuyor.

Sadece o varmış gibi oluyor; ama bu sadece böyle gibi oluyor.

İnstagram'ın büyük çoğunluğunda abartı ve göz yoruculuktan başka bir şey göremiyorum. Sanki yarışır gibi. Sanki bir kasma durumu var gibi. İnsan seviyorsa zor gelmez mutlaka; ama merak ediyorum, gerçekten hiç mi yorulmuyorlar?

Belki de ben, hislerimi duyabilmek için ”sakinlik” şartını kesin koşmamdan sebep böyle düşünüyorumdur. Ama insan, dikkatini aynı anda en fazla kaç noktaya verebilir?

***

Bu konuda herkes istediğini yapmakta özgür olmakla birlikte,

Az endişenin ve az eşyanın sakinlik getirdiğine katiyen inanıyorum.

Zaman zaten ayıp eder derecede hızlı geçiyor, çocuklar aşşırı hızlı büyüyor.

Detaylarda kaybolmadan yaşamaya değer, en mükemmel süreç bu.

Tüm dikkatini tek noktaya odakladığında daha iyi duyabiliyorsun bazı şeyleri.

Biraz daha az organik olabilir, biraz daha az şık olabilir.

Çünkü biraz sonra daha fazla büyümüş olacak. Ve bir daha bu dakikada olmayacak.

Şuan saat 01:25

Madem öyle, gideyim birinin gözlüklerden sıyrılmış güzel kirpiklerini seyredeyim. Diğerinin biberonu kavrayan komik derecede minik ellerini inceleyeyim. Sonra da uyuyayım.

Beni kınamayın, ben hep sizin iyiliğiniz için dedim öyle şeyler. Çünkü zaman gerçekten çok ayıp ediyor.

Sevgiler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Bir Topladım Sıfır Etti

Bir Nevi Big Bang

Ok.