Acıktıysan Sofra Önünde

Anne-Çocuk

“Otur, ye, kalk.”

Söylerken bile rahatlıyor insan.


Merhaba!

Size biraz ek gıdaya geçiş sürecinde benimsediğim metotlardan bahsetmek istiyorum. Böyle yazınca da video çekiyormuş gibi oldu.

İnanmazsınız, 6 aydan sonra Deniz de ek gıdaya başladı.

Daha önce söylediğim gibi, anne sütünden sonra tanıdığı ilk şey, su olmuştu. Deniz 4. ayındayken ona verdiğim ilk suyu, içinde ne kadar kimya dersinde öğrendiğimiz şeylerden varsa, hepsini öldürecek derecede kaynatmıştım. Ancak birkaç gün geçip heyecanım yatışınca daha makul bir arındırma işlemine kanaat edebildim.

6. aydan sonra ise basit gıdalardan başlayıp, azar azar ve bilhassa teker teker vererek ek gıda sürecine tam bir giriş yaptık.

Yiyecekleri birbirine karıştırmak istemedim, evet. Çünkü olası bir besin alerjisi durumunda, buna neyin sebep olduğunu anlamam için bu metot daha şeffaftı. Bence bu süper bir bilgi, her yerde de yazıyor artık.

Bulamaç olayını ise, muhakkak yemesi gereken bir şeyi asla sevmediğini anladığım son noktada, sevdiği şeylerle kombin ederek devreye sokmayı planlamıştım. Yani böyle bir durum yoksa, bulamaca da gerek yoktu.

***

Gelelim yedirme şekline.

Bu aşamada ilk planım, Yiğit’e yaptığım gibi Deniz’e de bir an önce kendi kendine yiyebilme becerisi kazandırmaktı.

Bir baktım, benimki dünden hazır. Hatta başka türlü yemiyor bile. Her şeyi ille de kendi yiyip içecek. Aksi halde aç geziyor, deli midir nedir?

Fakat bu, cidden zor bir süreç. Evvelinde epey idman gerektiren bir iş. Eline kaşığı verdiğiniz an, hoop yemiyor yani. Siz onun hava attığına bakmayın; yiyemiyor. Kasların gelişmesi sıkı bir çalışmaya bağlı çünkü.



Bugün bir insan bir ağızı denk getirebilmek için ne zorluklardan geçiyor haberiniz yok!



Bir zaman sonra, bir kitapta bununla ilgili bir şeylere rastladım ve dikkatle okudum. Hemen ardından İnstagram'da da gördüm.

Aaaa, benim bu sonraları tembellik edebilmek adına benimsediğim metot meğer trend olmuş. Adını da BMW gibi bir şey koymuşlar.

Hayır pardon, Bmw değil; o bizim ultra lüks arabamızın markasıydı.

“BLW”

“Baby led weaning” yani. Bebeği ilk seferden itibaren kendi kendine beslenmeye teşvik etmek gibi bir açılımı varmış bu metodun. Benim İngilizcem olduğu için kolaylıkla anladım, herkesin anlaması mümkün değil.

Herkes hızla bu yöne koşuyormuş. Çünkü bence de süper fikir.

Yani ben sizi yeniliklerin öncüsü bir kişi olduğuma daha nasıl ikna edebilirim bilemiyorum.

***

Kendi kendine yemeyi öğrenme sürecinde… Sorry sweety, “Blw” sürecinde, evin barkın haline de biraz değinmek gerekirse…

…ki bence muhakkak değinmek gerekir; zira işin bu kısmı sizi caydırabilir. Eğriyi doğruyu bilmeniz gerekiyor yani.

Ben abartısız, günde 3 kere ev süpürdüğümü, sayısızca kez halı ve koltuk sildiğimi, bebeğimi günde en az iki kez banyo yaptırdığımı belirtmek isterim. Titiz olduğumdan değil; bunları yapmazsam eğer, bitlenmemiz an meselesi olduğundan. Deniz’ in yeme şeklini görseniz bana hak verirsiniz. Tarhana çorbasıyla yüzüne peeling yapıyor çocuğum. Adeta doğuyla batıyı sentezliyor yemek yerken.

***

Yani her şeyde olduğu gibi bunda da, sonrasında işim kolay olsun dediğim için öncesinde biraz yıpranmam gerekiyor.

Çünkü mutlu sona, zorlu yollardan geçerek varılıyor.

Annelerin eşya değiştirmek için neden çocukların büyümesini beklediğini de, bu ve benzeri durumlarda daha iyi anlıyorum.

Ama yine de yaşasın BMW!

Anneliğe dair her konuda, en ufak bir karşılık görünce tüm yorgunluk gidiyor ve her şeye değiyor neyse ki.

Deniz makarnayı tek bir denemede çatala geçirip, o kadar çaba veren o değilmiş gibi cool bir tavırla ağzına götürdüğünde, tüm yorgunluğumun gitmesi gibi mesela.

O an balkona çıkıp “Zafeeeer!” diye bağırmak istedim ve fakat evladımın coolluğundan utanıp kendimi frenledim. Ama bu, içimde bayraklar asmama engel değildi.

Çünkü yorgun savaşçılık böyledir, alışın bunlara.

***

Benim bu metodu benimsemiş olmamın 2 temel sebebi vardı.

Birincisi asıl konu.

Kendini tanımaya başladığı andan itibaren, her anlamda kendine yetebilecek bir insan yetiştirmeye önem veriyorum. Çünkü çocuğa kendini her koşulda idare edebilme becerisi kazandırmak, ileride güçlü bir yetişkin olması için, bugün ekilebilecek en güzel tohumdur bence.

Ve bu kesinlikle öğrenilen bir şey.

“Susadın mı, git ve iç.” veya “Acıktıysan sofra önünde.” gibi basit bir şekilde uygulanıyor üstelik.

Gelgelelim ikincisi, ilki kadar romantik değil.

Çünkü ben elinde tabak kaşık, bebek önde anne arkada saatlerce yemek yedirme tablosunun içine kendimi sığdıramıyorum.

Biraz zorlayıp yediremediğimde bile ufak bir kriz çıkıyor. Yüzlerindeki mutsuz ifadeye dayanamıyorum. Zehir mi veriyorum hayırdır kardeşim.

***

Birinci sebeple ikinci sebep nasıl oluyor da aynı bünyede barınabiliyor demeyin. Gayet güzel barınıyor, öyle de güzel barınıyor ki. Vallahi çok hoş barınıyor.

Çünkü analık, başka başka özelliklerin pekâlâ kombinlenebildiği, eklektik bir felsefedir.

Analık benim canımdır.

Analığı çok severim.

Hatta en çok analığı severim.

Sevgiler,

Ceylan.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Bir Topladım Sıfır Etti

Bir Nevi Big Bang

Ok.